İLİGİNİZİ ÇEKEBİLİR

                         GARİP DENEYLER






Sosyal tembellik

Fransız agronomist Max Ringelmann 1883 yılında Grandjouan Tarım Kolejinde gruplar halinde bir deneme yaptı. 

1883’de gerçekleştirilen ip çekme deneyi ilginç bir sonuç verecekti: İpi çekenler ne kadar çoğalırsa, her bir çekenin sarfettiği kuvvet de azalıyor ve 8 kişide yüzde 50’ye düşüyordu!

Çok uzun bir süre öncesinden biliniyorduysa da, tez, bilimsel olarak ilk kez Fransız Agronom Max Ringelmann tarafından kanıtlanmıştı: İnsan tembel. Özellikle de fark edilmediğini sandığı zaman. Ringelmann’ın şık deneyi, yirmi öğrenciye tek başlarına ve gruplar halinde beş metre uzunlukta bir ipi çekmelerini isterken ipin diğer ucuna bir dinamometre (kuvvetölçer) yerleştirmesine dayanır.

Bu alet deneklerin harcadıkları kuvveti gösteriyordu. İpin ucundan iki kişi çektiğinde iki deneğin harcadıkları ortalama kuvvet, tek başlarına harcadıklarının % 93’üne eşitti.

Üç kişide bu oran % 85’e, dört kişide % 77’ye düşüyordu. Ve tembellik halkası bu şekilde, sekiz kişilik grupta herkes kendi kapasitesinin sadece yarısı kadar kuvvet harcayana dek devam ediyordu. Psikologlar bu etkiyi bugün Ringelmann etkisi olarak adlandırırlar.


2.İşlevsel Sabitlik


1945’de Karl Duncker adında bir psikolog tarafından oluşturuldu. 

Karl Duncker davranış biliminde çeşitli deneylerde 
bütün olarak kullanılan bu deneyi yarattı.

Ve işte nasıl çalıştığı. Varsayın ki ben deneyi yapanım. 

izi bir odaya getiriyorum. Size bir mum, 
birkaç çivi ve birkaç kibrit veriyorum. 

Ve size şunu diyorum, 
“İşiniz mumu masaya damlatmadan duvara sabitlemek.” 

Şimdi ne yapardınız? 
Birçok kişi mumu duvara çivilemekle başlar; bu işe yaramaz. 

Bir kişi, birkaç kişi ve sanırım birileri oralarda hareket ediyor. 

Bazılarının harika bir fikri var, kibriti yakıyorlar, 
mumun kenarını eritip, duvara yapıştırmaya çalışıyorlar. 

Korkunç bir fikir; işe yaramıyor. 

Ve sonunda, beş on dakika sonra birçok kişi 
burada görebileceğiz çözümü düşünüyor.


Püf noktası, işlevsel sabitlik adı verilen 
sorunun üstesinden gelmek.

Kutuya bakıyorsunuz ve onu yalnızca 
çivi kabı olarak görüyorsunuz. 

Ama aynı zamanda mum için bir platform olarak 
başka bir işlevi daha olabilir. 

Mum problemi.




3. Uyku yoksunluğu

Uyku yoksunluğu etkileri içine yapılan deneyler soğuk yürekli Rus bilim adamı Maria Manaceine tarafından yapıldı.Hayvanlar üzerinde uykusuzluk deneyleri yaptı ve bütün hayvanlar deney sonucu öldüler.

Ertesi yıl üç adam uyanık 90 saatlik bir süre için bilim adamlarının gözetiminde Iowa üniversitesinde kaldı. İk**** geceden sonra sanrılar yaşanmaya başladı..




4. Bilinçaltı Görüntü

Bilinçaltı reklam ise siz görüntüyü izlerken farkında olmadan size aktarılmak istenen şeyin bilinç altınıza yerleştirilmesidir..Yani tabiri caizse gözünüzün algılayabileceği frekanstan daha yüksek ama beyninizin algılayabildiği görüntüler... Ülkemizde ve dünyanın birçok ülkesinde yasak olmasına rağmen bilinçaltı reklam gizli olarak uygulanmaktadır.Ve insanlara istenilen duyguları aşılamaktadırlar..tabi siz farkında olmadan.. 

Biraz daha detaya girecek olursak ; 
mesela biz, normal şartlarda gözümüzün fovea hareketleriyle beynimizde depolanan şeylerin çok azını hatırlıyoruz. Ama markete gittiğimizde 10 tane deterjan arasından 1 tanesini çekip alıyoruz. Yani gördüğümüzün ve de duyduğumuzun farkında olmadığımız şeylerin, bilinç yüzeyine çıkarak bize o malı satın aldırması söz konusu..Yani tabiki ben reklamı gördüm gidiyim hemen alıyım gibi birşey söz konusu değil..Bu sadece bilinçaltımızda o ürünü tercih etmemizi sağlıyor yada reklamı yapılan ürün hakkında hissettiğimiz duyguları...sebebini bilemediğimiz duyguları.. 



5. Milgram Deneyi

Milgram deneyi,Sosyal psikolog Stanley Milgram'ın 1974 yılında zararlı davranışların gelişiminde otoritenin rolünü göstermek amacıyla yaptığı bir deney. Miligram, sözde elektrik şoku veren bir deney düzeneği hazırlamış ve deneklere, yanlış cevap veren 'öğrencilere' elektrik şoku uygulamaları talimatı vererek, insanların 'öğrencilerin' hayatını tehlikeye attığını 'bile bile' bu talimatlara ne ölçüde uyduklarına ilişkin veriler toplamıştır. Aslında deneycinin işbirlikçisi olan sözde öğrenciler ise kasten pek de parlak olmayan cevaplar vermiştir. Bu cevaplar karşısındaöğretmenlerden, giderek daha yüksek şoklar uygulamaları istenmiştir. Deneye katılan öğretmenlerden % 65'i, en yüksek düzey olan 450 volt elektrik akımı uygulamakta bir an bile tereddüt etmemiştir. Birçoğu itiraz etmiş, bazıları ağlamış, ama bilimcinin otoritesine boyun eğmiştir. Bu deneyden savaş, suç, ceza gibi konularda çıkarılan sonuçlar oldukça ilginçtir ve insan doğası, 'gerçek benlik,' vb. gibi soyut kavramları kuşkulu hale getirmiş, davranışın şekillenmesinde otoritenin rolünü gözler önüne sermiştir. Çokça eleştirilen Miligram'ın bu deneyi o günden sonra çoğu üniversitede yasaklanmıştır.



6. Küçük Albert Deneyi

Little Albert experiment diye geçer. sosyal-psikoloji deneyleri içinde bir dönüm noktası olmakla birlikte,ençok ses getiren deneylerden biridir. 
bir hastanede görevli olan iki adet araştırmacı, aynı hastanede çalışan bir hemşirenin çocuğu üzerinde gerçekleştirdikleri bu deneyde bilim dünyasını ayağa kaldırmışlardır. bu deney şöyledir: 
adı albert olan küçüğe oyun odasında oynarken, bir adet beyaz fare getirilir. çocuk olanlardan habersiz fare ile oynamaya başlar ve fare ile acayip iyi geçinir. onu gördüğünde çığlıklar atıp sevinmeye başlar. o gün öylece geçer. sonraki gün, iki zeki amcamız küçük albert fareye her elini atışında arkasından iki adet demir çubuğa şiddetlice vurarak ses çıkartırlar. albert korkup ağlamaya başlar. albert'ın fareye her elini atışında olay tekrarlanır. artık albert fare oyun odasından içeri girdiğinde ağlamaya başlar. zeki amcalarımız da deneyi ileri bir noktaya taşıyıp beyaz bir tavşan getirirler. albert tavşanı görünce de ağlamaya başlar. sonra, tavşan ve fare gönderilip iki zeki amcamız beyaz kürklü kıyafetler giyip çocuğun yanına giderler ama ne fark! albert gene ağlar. sonra olaylardan haberdar olan anne iki doktoru şikayet edip hastaneden ve şehirden ayrılır. 
küçük albert'a ne olduğu bugün hala bir soru işaretidir ama iki doktor deneyi açıkladıkları yıllarda büyük bir yaylım ateşine tutulmuşlardır. çünkü deneyden; 
1. annenin haberi yoktur. 
2. albert çok küçüktür. 
3. albert psikolojik sorunlar yaşayacaktır. 
şartlanmışlık üzerine bir dönüm noktası sayılan bu salakça deney albert'ın psikolojisini alt üst etmekle kalmamış etik değerleri ayaklar altına almıştır.



7. Houck metodu

Sahne göstereleri ve illüzyonistlerin kullandığı gözboyama yöntemlerinin dışında da kaşık veya herhangi bir metal veya cismin parapsikologların Psi denilen zihinsel veya ruhsal güçle etkilenebileceği öne sürülmektedir. Özellikle ABD'de telekinetik gücün kullanılması üzerine bazı kişiler eğitim ve grup çalışmaları düzenlemekte ve katılımcıların bu güçleri kullanarak kaşık veya çatal bükebilmeleri öğretilmektedir.Bir başka kaşık bükme 1981 yılından bu yana mühendis Jack Houck tarafından yine onun tarafından düzenlenen "PK Partileri"nde tanıtılmaktadır. Bu partilerde misafirlere bedenlerinden geçen bir enerji akışının kaşığın belirli bir noktasına yöneltildiği hayal edilerek kaşığa bükülme emri verilmesiyle gerçekleştirilir. Daha sonra misafirler dikkatlerini başka bir yöne yönlendirerek kaşık ya da metali unuturlar. Metal bir süre sonra şaşırtıcı bir şekilde ellerinin küçük bir hareketiyle kolayca bükülmeye başlar. Houck ve takipçileri bunun psikokinetik bir fenomen olduğuna inanmakta ancak bazı kişiler bunun sadece gündelik tecrübenin dışında ve fakat sıradan bir fenomen olarak görmektedirler.Ancak bu noktadan sonra dikkatin dağıtılması ve katılımcıdan dikkatini tümüyle vermeden yoğunlaşması istenir. Hatta dikkatin belirli bir düzeyde dağıtılması için herhangi bir konuda (kaşık bükmek değil) ateşli bir tartışmaya bile girilebilir veya tanıdığınız biriyle metal bükmek dışında bir konuda da konuşabilirsiniz. Konu üzerinde daha yoğun düşündükçe işlerin daha da zorlaştığını göreceksinizdir. Bu yüzden dikkatinizin başka bir yöne kayması gereklidir, daha sonra metali alıp istediğiniz bir noktadan kolayca bükebildiğinizi göreceksiniz. Ancak metalin kolaylıkla bükülebilecek noktaya gelişi birkaç dakika alabildiği gibi saatler de sürebilmektedir. Aynı sayfada deneylerini paylaşan katılımcı onsekiz katılımcıdan sadece ikisinin bükmeyi başaramadığını belirtmekte ancak başarısızlık karşısında yılmayıp denemelere devam edilmesini önermektedir.Houck'un metodunun anlatıldığı bir web sayfasında grup halindeki uygulamaların tek başına yapılanlardan daha hızlı sonuç verici olduğu belirtilmektedir. Katılımcılar bir araya geldikten sonra bir süre yeme içme vs. şeylerle vakit geçirirler daha sonra ortaya konulan metal eşyalardan herkes kendisine iyi hissettiren birini seçip alır ve daire şeklinde oturur, ışıkların gücü azaltılır ve müzik varsa kapatılır. Katılımcılar gözlerini kapatır. Katılımcılara kaşık veya çatalı baş ve işaret parmakları arasında tutmaları gevşeyip zihinlerini temizlemeleri, yavaş ve derinden nefes alıp vermeleri ve kendilerini en rahat, huzurlu hissedecekleri bir yerde -plaj, orman, göl kenarı vs.- bulunduklarını hayal etmeleri söylenir. Tüm sıkıntı ve dertlerden uzaklaşırlar, uykulu değil ancak tamamen gevşemişlerdir, huzurludurlar. Daha sonra katılımcılardan başlarının birkaç adım ötesinde altın bir enerji topunu hayal etmeleri istenir. Ondan yayılan sıcaklık ve enerjiyi hissetmeleri istenir. Bu enerji topundan sıcak bir ışın çıkıp katılımcıların alnına ulaştığını ve onların da bu sınırsız enerjiyi emdikleri hayal edilir. Enerjinin sıcaklığı alından omuz ve kollara yayılır. Güçlü ve canlı fakat yine huzurlu ve gevşemiş olan katılımcının kolunda hissettiği enerji oradan bilek ve eline akar ve dirseği ile eli arasında bu akış devam eder. Enerjinin sıcaklığının baş ve işaret parmağına geldiği ve oradan istenilen yere gidebileceği hayal edilir. Katılımcının üçe kadar sayıp gözlerini açması ve enerjinin elinde tuttuğu çatal ya da kaşığa akması için ona üç kez "Bükül" diye bağırması istenir.


Dikkat: Yukarıdaki metotta kaşık elle bükülür ancak zihinle öylesine eriyik bir kıvama gelir ki bu çok rahatça yapılır.

8. Kuvvetler, İnanç ve Reddetme

Arthur Ellison, Londra Üniversitesi de bir Fizik Profesörü. Elektrik Mühendisi.Mizah duygusu ile tanınır. 

Ellison bir grup gönüllü ile bir deney gerçekleştirdi.Masanın üzerine çiçek vazosu koydu.Deneklerden bu vazoya konsantre olmaları istendi.Bu konsantrasyon sırasında Budist rahiplerin ilahi ses kayıtları çalmaya başladı.Profesör güçlü bir elektro manyetik alan yartarak vazoyu havaya doğru yükseltti.İlahi sesleride vazonun havaya kalkışı sırasındaki elektrik uğultusu sesini örtmek için kullandı.

Bu deneyde ilginç olan şüphelenmeyen katılımcıların tepkileriydi.Bir yaşlı kadın havaya kalkanın çiçek vazosu olmadığını gri bir bulutun yüksediğini söyledi.Büyük olasılıkla mistik güçler arıyordu.Bir başka kadın ise tamamen farklı bir tepki verdi.O orada çiçek vazosunu göremediğini söyledi.Bu yükselmeyi tamamen reddetmiş ve orada hiç bir şey görmediğine kendisini inandırmıştı.

Buna benzer bir basit deney de aslında benim başıma geldi.Bir REİKİ öğretisi sırasında oradaki insanlara REİKİ öğretmenimle beraber bir oyun hazırladık.Bu arada ben illüzyonla uğraşıyorum.Balducci levitation denen bir sistemle yerden havalanıyormuş hissi verebiliyorum.İlerleyen günlerde bu oyunun nasıl yapıldığını resimlerle aktaracağım.Sohbet sırasında iki taneyaşlıca kadına beniz izlemelerini söyleyerek onlardan yaklaşık 2-3 metre ilerde yerden havalandım.Oyunu tamamlayıp dödüğümdeki ifadeler gerçekten çok şaşırtıcıydı.Kadınlardan bir tanesi inanılmazssını derken diğeri nasıl yaptığımı sordu.Bunun bir illüzyon oyunu olduğunu ve isteyen herkesin yapabileceğini söylediğimde ise aynı kadın hayır siz gerçekten uçuyorsunuz ama bunu bizden gizlemeye çalışıyorsunuz dedi.Bu durumdan kurtulmam bir haftamı aldı.Kimseyi uçmadığıma inandıramadım.Sürekli etrafımda dolaşmaya başladılar.Bu aslında yukarıdaki deneydeki gibi mistik güçler ve paranormal arayışlarda olan insanların bir tepkisiydi.Bu arada havalanmamı görüp hayır ben bir şey görmedim diyerek reddedenlerde bulunuyordu.Yukarıdaki deneyi aslında farketmeden ve bilmeden uygulamıştım.