24 Temmuz 2011 Pazar

GÖRSEL YANILSAMALAR


Genellikle görsel illüzyon ya da göz aldanması olarak bilinen bu yanılsamalar resimlerin, renklerin, ışığın veya diğer başka şeylerin düzenlenişine göre herkeste farklı yanıltıcı sonuçlar doğurabilir. Eğer, bir resimde saklı bir şey görmeyi denediyseniz,sizin karşılaştıklarınızla başkalarının karşılaştığının aynı olmadığının farkına varmışsınızdır.Hatta kimilerinde bu etkilerin hiç biri görünmez bile.

Bütün bu ilüzyonik resimlerin eğlenceli ve ilginç olmalarının yanı sıra, her biri aslında beynin çalışması konusunda bir çok şey ortaya çıkarmaya yardımcı olur.İşte denemeniz için birkaçı:
-Hermann Levhası 

Ne Görünüyor?

Hermann Levhası ilk olarak 1870 yılında, Ludimar Hermann adında bir psikolog tarafından bulunmuştur.Levhaya bakan kişi, resimdeki beyaz nokta ve her bir aralığın beyaz ve gri arasında değiştiğini gözlemler.Ancak kişi belli bir yere odaklandığında, baktığ noktanın beyz renkte olduğu açıktır.Fakat, odağın kaymasıyla birlikte noktaların renkleri de yine griye dönmeye başlar.

Nasıl Oluyor?

Neden levhaya baktığımızda beyaz yerine gri noktalar görüyoruz? Neden bazı şeyleri aslında olandan farklı şekilde görürüz?

Araştırmacılar şu ana kadar ellerinde bulunan verilerden edindikleri sonuçlarca, bir yere baktığımızda gördüğümüz şeyin aslında orada olan nesne olmadığını belirttiler.Gördüklerimiz, görsel zekamızın çevresel faktörlere verdiği tepkiye ve karşıdakini nasıl algıladığına göre değişiyor.

-Dönen Kadın İlüzyonu

Resimdeki kadının dönüş yönü, saat yönü ve saat yönünün tersine olabilir.

Ne Görünüyor?
Bu resimde dönen bir kadının silüetini görüyorsunuz.Ama hangi yöne?Resimdeki kadının hem saat yönüne, hem de saat yönünün tersine döndüğünü öğrendiğinizde şaşırabilirsiniz.Peki bu nasıl oluyor?Her ne kadar zor görünse de, resimdeki kadını istediğiniz yöne döndürebilirsiniz;Resme bakıp ardından göz kırparak ya da belirli bir noktaya odaklanarak dönüş yönünün değiştiğini görebilirsiniz.
Nasıl Oluyor?
İlk Olarak Nobuyuki Kayahara tarafından düzenlenen bu ilüzyon, yanlışlıkla internet sitelerine ve çeşitli bloglara beynin sağ ve sol taraflarının işletimi testi olarak gönderildi.Ancak resim aslında, farklı iki perspektiften bakıldığında da aynı görülebilecek, çift durumlu bir resimdir.Beynimizde de üçüncü bir ayrım bulunmadığından figürü belirli bir şekilde konumlandırıp etrafında boşluklar oluşturmaya yönelir.Bunun gibi daha başka, vazo(iki insan yüzü) ilüzyonu ve Necker kübü ilüzyonu da bulunur.

-Zöllner İlüzyonu

Ne Görünüyor?
İlk olarak 1860 yılında Alman antropolog Johann Karl Friedrich Zöllner tarafından bulunan bu ilüzyon kısa çizgilerle kesilen karşılıklı eğri çizgilerden oluşuyor.Resimdeki eğri çizgiler ayrılıyor ve ya
bükülüyormuş gibi görünürler.

Nasıl Oluyor?


Diğer İlüzyonlar gibi, bu ilüzyonda da bir resmin arka planının zemindeki çizgilerin görünümünü nasıl değiştirebileceği gösterilmektedir.Zöllner'in bu ilüzyonu da farklı açıklamalar almıştır.Bunlardan ilki, kısa çizgilerle uzun çizgiler arasındaki açının resimde bir derinlik yarattığından çizgilerin birinin daha yakın, diğerinin daha uzak göründüğünü belirtmektedir.Başka bir açıklama da beynin kısa ve uzun çizgiler arasında kendince açılar oluşturmaya çalıştığı ve bu çizgileri birbirinden ayırmaya çalışırken böyle bir görünüme neden lduğu yönündedir.
Asıl ilgiç olansa, bütün bunların;çizgilerin rengi yeşile, zeminin rengi kırmızıya çevrildiğinde, her iki renkte de parlaklığın eşit olmasından dolayı böyle bir etkinin kaybolması.
-Ponzo İlüzyonu

Ne görünüyor?


Resimdeki iki sarı çizgi tamamen aynı boyda, ancak uzaklaştıkça yukarı doğru daralan başka paralel çizgilerin üzerlerine yerleştirilen bu iki çizgiden üstteki, alttakinden daha uzun görünmektedir.

Nasıl Oluyor?

Bu ilüzyon ilk olarak İtalyan psikolog Mario Ponzo tarafından 1913 yılında bulunmuştur.Üstteki çizginin daha uzun görünmesinin sebebi, resmi belirli çizgisel bir perspektife göre konumlandırmamız.Dikey çizgiler uzaklaştıkça daha uzun göründüğünden, biz de yukarıdaki çizgiyi daha uzakta görürüz.Uzaktaki bir nesnenin büyük görünmesi için yakınındaki nesnelerin küçük görünmesi gerekir.Resimde de yukarıdaki diğer çizgiler kısa göründüğünden, üstteki sarı çizgiyi alttakinden daha uzun görüyoruz.

DEPRESİF RUMİNASYON: KÖTÜ VE İYİ ?

Uzun uzun düşünen kişilerin "takılan zihinleri"nin bazı olumlu yan etkileri bulunmaktadır.
Bir depresif ruh halinin sonuçları, anlamları ve nedenleri üzerine odaklanan devamlı düşünme halini içeren depresif ruminasyon, sıklıkla düşünme ve
muhakeme işlevlerine bağlı yetersiz edimle ilişkilendirilir. Peki ama neden?

Ruminasyon üzerine bir düşünce onun önemli bilişsel kaynakları tükettiği, aksi takdirde doğada  hali hazırda bulunup teşvik edilen bir göreve (yaptığınız şey bir duygu olmasa bile) kendini adadığı yönündedir. Yine de, geçen haftalarda "Psikoloji Bilimi" dergisinde yayımlanan bir makale ruminatif düşüncelere sahip kişilerin uzun uzadıya düşünme hallerinin ille de davranışlarına olumsuz bir etki yaratması  söz konusu değildir; bilakis  kişilerin hasar oluşturan eğilimleri,  "zihinsel katılık"(zihinsel olarak esnek olmama hali veya kişilerin zihinlerinde görülen katılık hali)  hali içinde olmaları içindir diye belirtti.  Dahası,  bu yeni araştırma ayrıca bu zihinsel katılığın her zaman kötü olmadığını da gösteriyor. Gerçekte ise dikkat dağıtıcı şey karşısında tek bir amaç edinmek zorunda kaldığınız bir durumla yüz yüze geldiğinizde, ruminatif eğilimleriniz aslında avantajınıza işlemiyor da olabilir. 

Colorado Üniversitesi psikologlarından Lee Altamirano, Akira Miyake ve Anson Whitmer insanların eğilimlerini depresif ruminasyona bağlamak amacıyla bir ölçüm yaptılar ve bu insanlardan uğraş gerektiren iki adet bilişsel görev gerçekleştirmelerini istediler. Bir görev -mektup isimlendirme görevi- amaçlar arası hızlı-ötesi aktarmaya dikkat çekiyor. Kişilere mektuplar gösterildi ve onları sesli okumaları için sağdan sola veya soldan sağa sıraya dizdiler.  Sol/sağ sırası sırası sıklıkla aktardı ve kişiler okuyor oldukları mektupların yönlerini hızlıca aktarmak zorundaydılar.  

Gördüğünüz üzere, zihinsel katılık potansiyel olarak burada kötü birşey değil.  Bu değiştirilmiş Stroop* görevinde , kişiler renkli kelimelerle tanıştırılıdı ve kelime anlamlarını göz önünde bulundurmadan rengini söylemeleri için görevlendirildiler.  Birçok denemede bu kolay bir işlemdi; çünkü renk ve kelime isimleri eşleşmişti. Yine de arada sırada renk kelime ile eşleşmedi. Bu görevi başarmak adına amacınızı (sadece rengi isimlendirmek) hatırlamak zorundasınız ve aslında görevinizin kelimeyi okumak (çoğu zaman kelime okuma işlemi işe yarasa da) yönünde kanmamanız gerekmektedir. 

Şaşırtıcı olmayan bir biçimde, insanların depresif ruminasyon eğilimleri arttıkça, mektup aktarma görevi üzerinde daha kötü oluyorlar. Yine de, araştırmacılar değiştirilmiş Stroop görevi için bunun tam tersi bir durum olduğunu buldular. İnsanlar ne kadar can sıkıcı biçimde uzun uzadıya düşünmeye eğilimli oldularsa, işlerini o kadar iyi yaptılar. Akılda tutulması gereken şey, bu yeni araştırmada çalışılan kişilerin kolej öğrencileri olması; yani bu bulguların bu durum gözlenen depresyonlu birçok kişide genelleştirilebilir olup olmadığı konusudur. Herşeye rağmen, bu araştırma kişilerin ruminatif eğilimlerinin şaşırtıcı biçimde olumlu yan etkilerini de ortaya koymuş oldu. 

Depresif ruminasyonun olumsuz sonuçları olması yönünde hiçbir soru işareti bulunmamaktadır:  Örneğin, motivasyonun düşmesi,  depresyon süresi ve şiddetinde artmalar vb. bunlardan sayılan birkaçı... Bu yeni araştırma, ruminasyonun(uzun uzun düşünme) bazı potansiyel yararlarını gösteren  büyüyen bir beden çalışmasına katkı sağlıyor ve gerçekte nasıl ve ne zaman birinin ruminatif eğilimleri yararlı olabilir konusunda ipuçları veriyor.  Basitçe söylemek gerekirse, ruminasyonla el ele gidiyor gibi gözüken "takılan zihinler", dikkati dağıtan şeyler karşısında bir amacı zihinlerinde tutmak zorunda oldukları durumlarda bu kişilere yardımda bulunuyor. 

Başarılı bir şekilde günlük hayatta devam etme durumu , sıklıkla rakip talepler gerektirir.  Farklı amaçlar arasında esnek değişimler(kaçamaklar) yaptığınız zamanlar vardır : Örneğin, işte eş zamanlı olarak iki proje üzerine çalıştığınızda ve ikisinin arasında keskin bir biçimde değişim yapmak zorunda olduğunuzda... Fakat, dikkatinizi dağıtan şeylerden uzak durmaya ve tek bir amaç üzerinde durmaya ihtiyaç duyduğunuz durumlarda daha da bulunmaktadır. Ev yolunuz üzerinde kendinizi arabanız içinde bulduğunuzda ve örneğin çocuklarınız diğer manav eşyaları için sizi rahatsız ederken manavda süt almayı hatırlamak için uğraşıyorsanız; cep telefonu çalıyorken ve kafanızın içinde bir sonraki gün için işinizle ilgili düşünceler döndüğünde ruminatif eğilimleriniz yalnızca lehinize çalışıyor olabilir.

Stroop testi*

Tanım    : J. R. Stroop'un 1935 yılında geliştirdiği üç kısımdan oluşan bir bilişsel kontrol testi. Testin ilk kısmında deneklere renk isimleri sunulur ve bunları olabildiğince hızlı okumaları istenir. İkinci kısımda renkli mürekkeple basılı nokta kümelerinin renklerinin olabildiğince hızlı söylenmesi istenir. Üçüncü kısımda ise sunulan rengin adından farklı renkten mürekkeple yazılan kelimelerin olabildiğince hızlı (ve yüksek sesle) okunması istenir. Örneğin 'mavi' kelimesi kırmızı veya sarı mürekkeple yazılmıştır. Bu deneylerden çıkan ve Stroop etkisi olarak adlandırılan çarpıcı sonuç, deneklerin, farklı renkten mürekkeple yazılan renk adlarını (örneğin mavi renkle yazılı 'kırmızı' kelimesini) okumakta oldukça zorlanmaları, doğru okuyabilmek için uzunca bir süre harcamaları, hatta yazılı kelimeyi değil, mürekkebin rengini söylemeleridir (örneğimizde doğru okuma 'kırmızı' olacakken, deneğin 'mavi' demesi). Bu testin bilişsel psikoloji açısından önemi, görsel algıyla (burada renk) sembolik-semantik algı (burada rengin adı) arasında bir çatışma olduğunda, görsel algının ağır basmasıdır. Başka bir deyişle görsel algı daha temel, daha ilkeldir ve semantik süreçlerden önce gelir.

Yavruların Beyninin Uyuşturucuya Verdiği Tepki


Hayvanlar üzerinde yapılan yeni bir araştırmaya göre bir yavrunun varlığı, annenin beyninin uyuşturuculara verdiği tepkinin şeklini değiştiriyor. Bulgular, anneleri uyuşturucu bağımlılığından kurtarmak için yeni tedavi yöntemleri öneriyor. 

Araştırma, San Diego’da düzenlenen Nörobilim Derneği’nin 2010 Nörobilim yıllık toplantısında sunuldu.
Northeastern Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, doğum yaptıktan birkaç gün sonra anne fareleri test etmek için beyin görüntüleme teknikleri kullandılar. Fareler, gebelik öncesi kokaine maruz bırakıldı ve nane kokusunu uyuşturucu kullanımı ile ilişkilendirmeyi öğrendiler. Yeni yavruların yokluğunda anne fareler, uyuşturucu isteği ve çağrışımı olan beyin bölgelerinde hareketlenme göstererek, normal olarak nane kokusuna cevap verdiler. Fakat yavruları fiziki olarak var olduklarında, anne farelerin beyinleri tamamen farklı bir hareketlenme gösterdi. Bu, yavruların uyuşturucu belirtilerine verdikleri tepkiyi kendi kendilerine değiştirdiğini ileri sürdü. 

Araştırmaya liderlik eden Yüksek lisans öğrencisi Martha Caffrey, “Uyuşturucu bağımlılığının yinelenmesi, uyuşturucu kullanıcısı annelerin iyileştirilmesinde bir sorundur. Anne bakımı,  uzun vadeli sonuçlar elde etmede önemli etkilere sahip. Yetersiz ya da uygunsuz anne bakımı, sinir yapılarında zararlı değişikliklere yol açar ve gelecek nesillerdeki işlev bozukluğuna zemin hazırlayabilir,” dedi. 

Araştırma, Uyuşturucu Bağımlılığı Ulusal Enstitüsü tarafından desteklendi. 

Sosyal Aktiviteler Yaşlılarda Görülen Depresyonu Önlemede Etkili

 

Sosyal aktiviteler üzerine odaklanan müdahaleler, yetişkinler arasındaki depresyon belirtilerini büyük ölçüde azaltıyor. En son yapılan araştırma sonuçları bunu gösteriyor.
Devlet Hastanesi Nordic Okulu doktora öğrencisi Anna Forsman sosyal aktivitelerin yetişkinlerin bireysel ihtiyaçlarına ve yeteneklerine göre adapte edilmiş olmasının yaşlı bireylerin bakımında göz önünde bulundurulması gerektiğini dile getirdi.
Depresyon yaşlılılar arasında en yaygın ruh hastalıklarındandır ve yaşlanan nüfusun sürekli artışıyla birlikte bu, öncelik tanınması gereken bir sağlık sorunudur. Psikososyal müdahaleler 65 yaş ve üzeri kişiler arasındaki depresyon belirtilerini önlemekte önemli bir etkiye sahiptir. Depresyonu önlemeyi amaçlayan ve yaşlıların akıl sağlığını destekleyen psikososyal müdahalelerin çeşitli şekilleri sistematik bir araştırmada karşılaştırıldı. Anna Forsman, psikososyal müdahalelerin farklı şekillerini gözden geçirirken sosyal aktivitelerin yaşlı kişilerdeki akıl sağlığını geliştirme konusunda en umut verici yöntemler olduklarını belirtti.
Sosyal aktivitelerde gösterilen etkinin yanında beden eğitimi, beceri geliştirmeye yönelik eğitim, destek grupları, hatıralara dalma ya da birleştirilmiş içerikle müdahaleler için belirli bir etki bulunamamıştır.
Anna Forsman'ın sistematik araştırması ve meta analizi, 2009'un ekim ayına kadar 11 elektronik veri tabanındaki sistematik araştırmalarına dayalıdır. Amaç, depresyon başlangıcının nasıl önlenileceği ve yaşlılar arasındaki akıl sağlığını nasıl desteklenileceği konusunda delile dayalı bilgi ve iyi örnekler derlemek ve değerlendirmekti.
Hayat boyu akıl sağlığını desteklemek ve ruhsal bozukluğu önlemek için kanıta dayalı müdahaleleri değerlendirme amacı taşıyan bu araştırma, AB tarafından finanse edilen DataPrev projesi ile yürütüldü.